İşlem Sürüyor...

LARA BARUT COLLECTION – WINEMAKER’S DINNER - Akın Öngör

Lara Barut Collection’a özel, Türkiye’nin seçkin şarap üreticilerini misafirlerimizle bir araya getirdiğimiz altıncı Winemaker’s Dinner etkinliğimize hoş geldiniz Akın Bey.

Her ay farklı konuklarla Lara Barut Collection mutfağından gurme lezzetler eşliğinde özel şarap tadımları gerçekleştirdiğimiz bu etkinliğimizde, sizden Selendi şaraplarının ilham veren hikayesini dinlemeyi çok isterim. Hobi olarak başladığınız işi ticarete dönüştürme fikri nasıl gelişti?

1995 senesinde emekli olma kararı aldım. Bu dönem içerisinde ilgi alanlarıma, hobilerime nasıl bir yer verebilirim ona baktım. Akhisar'daki çiftliğine sık sık geldiğimiz arkadaşımdan bana, ne olursun oralarda bir yer bul; bir çiftlik, bir bağ kurmak istiyorum, yardımcı ol diye ricada bulundum.

Hakikaten film bu sözle başladı. 1997 senesiydi galiba, bizim şu anda bağ kurduğumuz araziyi alma fırsatı doğdu. Aldık.

2000 yılında başlattığımız Selendi şarapları bizim ilk kurduğumuz bağda başladı. Daha sonra denizden 850 metre yüksekte Sarnıç yaylalarında yeni aldığımız bağlarda devam etti. Tam 22 yıldır her gün gelişen bağları ile kaliteli şaraplar vermeye devam ediyor. Bu işe başladığımız ilk gün ailece bir karar verdik. Akhisar’ın toprağı özel bir şarabı hak ediyordu. Biz de öyle yaptık kendi üzümümüzü kendi bağımızda ürettik. Bağ yönetimini ilk bu işe başladığımız zaman Jean Luc Colin danışmanlığında yürüttük. 2010 yılından beri ise Andrea Paoletti’nin yönetimi ile devam ediyoruz. Üzümün cinsinden bağın budanmasına, ilaçlanmasından bakımına kadar bütün sorumluluğu birlikte yürütüyoruz.

En önemlisi de şaraphanemizi hemen bağımızın yanına kurduk. Buna dünya şarapçılığında şato usulü üretim deniliyor. Yani topladığımız üzümleri kamyonlara koyup kilometrelerce uzağa taşımadık. Küçük sepetlere koyduk. Kendi şaraphanemizde tek tek üzümlerle ilgilendik hepsine aynı özeni gösterdik.

Kaliteli şarap içmek bir yaşam biçimidir, ailece bizim için de çok özel bir zevktir. Ülkemizde de iyi şarap üretebileceğini göstermek amacıyla bu işe giriştik. Bölge halkıyla beraber üzümlerimizi yetiştirdik ve tesislerimizi kurduk. Gerek bağlarımızda gerekse tesislerimizde bir aile ortamında ve gerçekten emek vererek şaraplarımızı ürettik. Bugün içinde bulunduğum fark yaratan bu şarapları piyasaya sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Emekli olduktan sonra daha kolay bir hobiyle de uğraşabilirdiniz. Şarabı seçme nedeniniz neydi? Geriye dönüp baktığınızda bu kadar yorulmaya gerek var mı dediğiniz zamanlar oldu mu?

Şarabı çok eskiden beri merakla tadar ve içerim. Dünyanın çok çeşitli yerlerinde çok farklı şaraplar içtim, konunun uzmanları ile konuştum. Bağcılık ve şarap üretmek beni dinlendiriyor. Selendi olarak, prestijli, en üst kalitede şarap üretiyoruz ve yaptığımız şaraplar piyasada çok beğenildi. Yıllar geçtikçe Selendi’nin kalitesi arttıkça daha da çok beğeniliyor. Dolayısıyla hiç geriye bakıp öyle bir cümle kurmadım. Şaraplarımızın severek içilmesi beğenilmesi beni çok mutlu ediyor.

Tüm çabaların sonunda ortaya çıkan şarabınızı nasıl tanımlıyorsunuz? Selendi şaraplarını diğerlerinden farklı kılan özellikler nelerdir?

Türkiye’de 200 adet şarap üreticisi var. Bunların sadece 5 tanesi organik bağcılık sertifikasına sahip. Biz bunu çok önemsiyoruz. Selendi şato usulü üretilen ve organik tarım ile yapılan çok kaliteli bir şarap. Bizim farkımız sürdürülebilirlik bakış açımızı merkeze alarak, doğaya zarar vermeden her zaman büyük özenle üretim yapmamız. Bağın yönetiminden şarap yapımına kadar tüm süreç çok özenle yürütülüyor. Tamamen kendi bağlarımızda  üretilen üzümler kullanılmakta, bağdan hemen bağımızın ortasındaki şaraphaneye iletilerek, el ile tek tek ayıklanarak büyük dikkat gösteriliyor. Kendi tesislerimizde şişelenip saklanıyor. Bizim yaptığımız şato usulü şarap üretimidir.

Kendi bağımızdan üzüm sabahın erken saatlerinde güneş henüz yükselmeden serinken el ile toplanarak, 13 kiloluk sepetlere konup, üzümün ezilmesine imkan vermeden şaraphaneye getirilerek konveyörlere salkım olarak  tek tek veriliyor. Konveyörün her iki tarafında yerleşen sekiz kişilik ekip tarafından el ile ayıklanarak kuru, yeşil veya bozuk taneler toplanıyor. Salkımlar sap ayırma makinesi tarafından saplarından ayrılıyor. Ancak burada yaklaşık % 75 tutarında ayıklanan saplardan tanelere birlikte kalan  küçük sapları da yine ek konveyörün  her iki tarafında yer alan  diğer sekiz kişi tarafından ayıklandıktan sonra tanelerin son kontrolü yapılıyor. Üzüm taneleri yine bir başka konveyör bandı ile fermantasyon tankının girişine yükselmekte orada bir cihaz tarafından taneler sadece kırılarak tankın içine boşaltılıyor.

Kesildikten sonra hemen üretime girmesi çok önemli. Kesildikten sonra uzun mesafeler taşınması hem güneş görmesi hem de taşınırken ezilme riskini getiriyor. Bu da kaliteden ödün vermek anlamına gelebiliyor. 

Fermantasyon; çift yüzeyli paslanmaz çelikten üretilmiş, arada soğutma imkanı olan tanklarda yapılıyor. Şarap yapımı Önolog ( winemaker, şarap yapımcısı ) Andrea Paoletti idaresinde ve denetiminde  gerçekleştiriliyor. Şarap fermantasyon tanklarından Fransa’dan ithal edilen yeni meşe fıçılara alınıyor. Selendi şarapları süresi ara tadımlara bağlı olmak üzere en az 12 ay fıçılarda dinlendiriliyor. Fıçıların ve şişelerin bulunduğu mahzende 13 derece ısı ve %70 rutubet ortamı her gün yirmi dört saat sağlanıyor. Şaraplar, özel şişelere konarak Fransa'dan ithal edilen doğal mantarlar vasıtası ile  yatay olarak saklanıyor. Bütün üretim sürecinde ve aşamalarında şaraphanemizde bulunan laboratuarımızda  gerekli denetimler yapılıp raporlanıyor. Yapılan denetimler sonucunda Tütün ve Alkollü İçecekler Piyasa Denetleme ve Düzenleme Kurulu uzmanlarının da özel takdirini kazanmış çağdaş , hijyenik üretim tesisi gerçekleştirilmiştir. Şaraphanemiz HACCP belgesi alarak kalite standardı olarak en üst düzeyde üretime başlamıştır. Ayrıca organik ve vegan olduğuna dair ecocert belgelerimiz var. Hiçbir hayvansal gıda kullanılmıyor. Doğa ile mücadele tamamen doğal yollardan yapılıyor. Kimyasal bir ürün kullanılmıyor. Fransa’dan uzmanlar gelip gerekli analizleri kendileri yaparak bu belgeleri veriyorlar. İlk üretim dönemlerimizde organik değildi üretimimiz. 2010 yılında yeni bağlarımız ile birlikte tüm sürecimizi bu yönde yürütüyoruz.

Bizim şarabımızın bir başka özelliği de, içtikten sonra ertesi gün baş ağrısı yapmamasıdır. Çünkü kükürt dioksit miktarı çok düşük. Raflarda dik durarak süpermarketlerde satılmaya dönük bir şarap olmadığı için yatık olarak saklanacağı için, oksidasyon riskinin çok daha az olduğunu düşünüyoruz.

Üretim kapasiteniz ne kadar? Yılda kaç şişe üretiyorsunuz? Kapasite artacak mı?

Biz butik bir üreticiyiz. Bizim iki farklı şaraphanede iki farklı operasyonumuz var.  Birincisi Selendi markamız adı altında tamamen kendi üzümlerimizden organik bağcılık ile yürüttüğümüz üretimimiz. Bu Sarnıç’taki yeni şaraphanemizde yürütülen bir operasyon. Burada yıllık üretim kapasitemiz 85.000 şişe. 10 farklı şarap çeşidimiz var. Hedefimiz en fazla  120 bin şişe. Hiç bir zaman daha fazla üretmeyeceğiz. Amacımız ilk baştan beri yürüttüğümüz özenli süreci devam ettirerek kaliteli şarap üretmek. 

İkinci operasyonumuz ise ilk kurulan şaraphanemizde yürüttüğümüz Beyoba şarapları. Burada da kapasitemiz 150 bin şişe civarında.

Üzümlerin hepsi kendi bağlarınızdan mı? Dışarıdan da üzüm alıyor musunuz?

Yukarıda da anlattığım gibi Selendi şaraplarında sadece kendi bağlarımızda organik olarak ürettiğimiz üzümlerimizi kullanıyoruz. Beyoba şaraplarında ise dışarıdan aldığımız kaliteli üzümler ile süreci yürütüyoruz.

Türkiye üzüm üretiminde dünyanın neresinde? Üretilen üzümlerin ne kadarı ülkemizde şaraba dönüşüyor?

Türkiye dünyanın 5. en büyük üzüm üreticisidir. Bunun da en yoğun olduğu yer , bir bakıma üzüm üretim başkenti Manisa vilayeti. Bu bölgede bağcılıkta yaygın olarak sentetik, kimyasal  ilaçlar kullanılmakta. Bir önceki Manisa Valisi bu gerçeği görerek organik tarıma geçmenin yollarını aramaya başlamıştı. Kullanılan kimyasal ilaçlar sağlığa zararı belirlenmiş kimyasal maddeler içermekte olduğu biliniyor.

Ülkemizde ürettiğimiz üzümü ne yapıyoruz? Bir katma değer yaratarak ekonomimize yararlı olmasını sağlayabiliyor muyuz? Dünyada önde gelen bir büyüklükte tarım yapıldığına göre üzüm üretimi ekonomiye ne katıyor?

Ülkemizde yapılan üzümü sofralık olarak piyasaya vermek ve açık alanlarda güneşte kurutarak kuru üzüm  üretmek ülkemizde yaygın olarak yapılan bu. Katma değeri son derece az bir üretim. Bunun sonucu da ekonomiye katkı çok sınırlı ve üzümle uğraşan çiftçi de düşük gelir elde etmekten şikayetçi.

Bizim yaptığımız organik tarım sonucu çok kaliteli üzüm üretiyoruz. Tam 11 çeşit üzüm bulunmaktadır. Bunlar; Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz, Cabernet Franc, Mourvedre, Cinsault, Grenache, Petit Verdot, Chardonnay, Viognier, Narince, Öküzgözü. Bu üzümleri işleyerek ve endüstriyel bir üretimden geçirerek kaliteli şarap yapıyoruz. Üzümün yarattığı katma değer çok daha yüksek. Ekonomiye, istihdama , çiftçiye katkısı daha büyük.

Bizden biraz daha büyük üzüm üreticilerinin yaptıklarına bakalım. Mesela Fransa , bizim 505.000 hektar dikili alanımız var onların 825 bin. Ama onlar 8.5 milyar dolar ihracat geliri sağlamış , bizim 7 milyon dolar. İtalya 5.3 milyar dolar , İspanya 2.4 milyar dolar, Avusturya 2.2 milyar dolar ihracat geliri sağlamış. Avusturya’nın bağcılık için dikili alanı bizim üçte birimiz kadar olmasına rağmen bizden çok daha büyük katma değer yaratmış.

Üzümü işleyerek, sınai bir üretim yaratarak yani üzümden şarap yaparak değerlendirildiğinde katma değer kat ve kat artıyor. Ben bunu dile getirdiğim zaman bana şarabın alkollü bir içecek olması nedeniyle ( % 12 ile % 15 arası ) toplum sağlığına zararlı olabileceği dile getiriliyor. Ben de şarabın adam başına çok daha fazla tüketildiği Fransa , İtalya ve İspanya'daki sağlıklı yaşam sürelerini ortaya koyarak Türkiye ile kıyaslama yapıyorum. Türkiye'de ortalama yaşam süresi erkeklerde 71 ile 73 arası, Fransa ve İtalya'da 82 yaş, İspanya'da  ise 80 yaş.  Bu sayılar şarabın ölçülü içildiğinde toplum sağlığına zararı olmadığını gösteriyor.

Türkiye üzüm üretiminin çok gerisinde olan ülkeler üzümden kendi ekonomilerine çok daha büyük katkı sağlıyor ve katma değer yaratıyorlar. Katma değer yaratma gücü olan ve üzüm üretimini taçlandıran kaliteli şarap üretimine engeller koymak yerine destek olunmalıdır. Bundan ülkemiz kazançlı çıkmaktadır.

Tarım sektörünün Türkiye’de geldiği durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Tarım neden ilgi görmüyor? Tarım yeterince destekleniyor mu, teknolojiden faydalanılıyor mu?

Tarım çok önemli bir alan. Sadece gıda güvenliği açısından değil stratejik açıdan da çok önemli bir alan. Parasını verip alıyoruz öyle bir alan değil. Türkiye çok önemli bir tarım ülkesi. Ama Türkiye’ye baktığımız zaman toprağın biyolojik, organik değerinde düşme var. Uzmanların söylediğine göre %3 civarında olması gerekirken Türkiye’de yüzde 1.5. Ben bir tarım mühendisi değilim ama öğrendiğimi aktarıyorum. Bunun sebebi de yanlış uygulamalar, çok fazla bilinçsiz suni gübre kullanımı, çok fazla kimyasal kullanımı, sularımızı kirletmek gibi sebepler. Dolayısı ile tarım konusunda bilinçlenmek ve tarım  politikalarının yönlendirilmesi tabii ki  Tarım Bakanlığı’nın çok önemli bir görevi. Bir takım hatalar yapıyoruz.

Ben uzun yıllar WWF Türkiye’nin Başkanlığı’nı yaptım. İklim değişikliği geliyor. Küresel ısınmadan bahsediyoruz, ister kabul edin ister etmeyin bilimsel bir gerçek. Bundan en çok etkilenen ülkelerden  bir tanesi Türkiye. Türkiye’nin en çok etkilendiği bölgelerden bir tanesi İç Anadolu. İç Anadolu’da ne tarım yapıyoruz ona bakalım. İç Anadolu’da su kaynakları giderek azalıyor. Önümüzdeki iklim değişikliği ile daha da azalacak. İç Anadolu’da şeker pancarı tarımcılığı yapıyoruz. Halbuki biz bilimsel olarak gösterdik ki başka ürün yelpazeleri olabilir. Şekerpancarı çok su çekiyor. Şekerpancarını alıyorlar ondan şeker üretiliyor ve üretilen şeker de dünyadaki şeker fiyatlarının iki misline çıkıyor. Ben ne anladım bu işten. Orada şeker pancarı üretilmemesi lazım. Orada daha az su gerektiren başka ürünler üretilmesi lazım.

Tarım politikaları dediğimiz zaman sadece bağcılık açısından değil genel olarak bakılacak pek çok konu var. Bilimsel olarak bakmak lazım. Biz örneğin organik bağcılık yapıyoruz. Organik tarım çok geçerli bir şey. İyi tarım uygulamaları var.  Yurtdışında çok kapsamlı uygulanıyor.  Tüketici yönlendiriyor. Bu kimyasalları kullanırsan almam diye. Ülkemizde de keşke yaygınlaşabilse.

Katma değer yaratan endüstri desteklenmiyor maalesef. Biz üretilen tarımsal ürünü olduğu gibi satmaya çalışıyoruz. Üzümü satıyoruz, üzümü güneşte kurutuyoruz satıyoruz yaptığımız bütün işlem bu. Biz  üzümden yapılan şarabı satmak istemiyoruz. Şarabı alkollü bir içki diye cezalandırıyoruz. Dağıtımını, yapımını, tanıtımını her şeyi cezalandırıyoruz. Mevzuat buna uygun. Halbuki diğer ülkeler şarabı ihraç ederek katma değer sağlıyor. Biz şarabı alkollü bir  içki olarak tanımlıyoruz. Katma değer elde edebilecekken  bundan yararlanamıyoruz. Bunun dışında tarımın performansını izlemek için dijital kayıt ve takip sistemi de kurulabilir. Hayvancılıkta olduğu gibi burada da her bir omca dijital kayda girip izlenebilir.

Daha verimli bağlar için neler yapıyorsunuz? Denediğiniz farklı yöntemler var mı?

Biz organik üretim yaptığımız için hep doğal yollar ile mücadele ediyoruz. Yeni başlattığımız bir yöntem  üzümlerin cibresinden kompost yapıp bağları güçlendirmek için gübre olarak kullanmak.

Yeşil budama ile omca başına düşen üzüm verimini azaltıp kaliteyi arttırmaya çalışıyoruz. Bu konularda Andrea Paoletti’nin dediklerini harfiyen uyguluyoruz.

Dünya şarap sektöründe Türkiye kalite ve üretim anlamında ne durumda? Türkiye’nin şaraba bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ülkemizde bu işin ekstra zorlukları var mı? Dünyadaki şarap üreticileriyle kıyaslandığında ülkemizdeki üreticiler ne durumda?

Türkiye maalesef bir şarap ülkesi olarak dünyada tanınmıyor ve bilinmiyor. Bunun sebebi de yürütülen politikalar.  Şarap üretimi, tanıtımı maalesef desteklenmiyor hatta engellemeye yönelik uygulamalar yapılıyor. Dolayısı ile dünyaya açılamıyor.

Oysaki özellikle son 20 yılda Türkiye’de üretilen şarapların kalitesi  çok yükseliyor. Türkiye’ye gelen yabancılardan da bunları çok sıklıkla duyuyoruz. Geçen gün katıldığımız bir davette de başkonsolos da bunun altını özellikle çizdi ve gördüğü değişimi vurguladı.

Aslında tarımı anlatırken de biraz değindik. Politikalar gereği yapılan sınırlandırmalar, katma değer yaratan endüstrinin desteklenmemesi, hatta cezalandırılması yaşanan zorlukların başında geliyor. 

Şarapçılığa hobi olarak başlayıp önemli bir konuma geldiniz. Hedeflediğiniz noktaya geldiniz mi? Yeni yatırımlarınız olacak mı?

Selendi olarak felsefemiz organik tarım, doğadan aldığını doğaya vermek, sürdürülebilirlik ve bunun sonucunda en kaliteli ürünleri yapmak.

Bağlarımızın büyük bir çoğunluğu 850 metre yükseklikte ve organik bağlar. Selendi’de doğanın imkanlarını, doğanın organik kabiliyetini bozmadan ve ona katkıda bulunarak sürdürülebilirlik açısından tarımın devam edip gelişebilmesini sağlayacak yöntemler kullanarak organik tarım yapıyoruz. Bilimsel çalışıyoruz. Bunun sonucunda üzümlerimizi zamanı geldiğinde elle topluyoruz ve 12-13 kiloluk sepetlere koyup hemen bağımızın yanındaki şaraphanemizde işliyoruz. Üretimimiz hiçbir zaman milyonlarca şişe değil bu en fazla 120 bin şişeye çıkacak. Özen gösteren şato usulü butik bir şarap üretimi. Selendi blend serimizin etiketlerinde güncel dönemimize ait Türk ressamlarının resimlerine yer veriyoruz. Bütün bu çalışmalarımız sonucu Selendi bizi haksız çıkarmadı. Devamında şaraplarımız gelişerek çok iyi yerlere geldi. Yeni ürünlerimiz yurtiçi yurtdışı pazarlarda yerini aldı, önemli uluslararası ödüller gelmeye başladı. Bize en güzel şarapları sunan bu kıymetli topraklara, doğaya ve iklime sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.

Bağınızı oluşturma sırasında kimlerden destek aldınız? Her şey hayalini kurduğunuz gibi oldu mu? Hayallerinizi gerçekleştirmede ne gibi engellerle karşılaştınız?

Emekli olduktan sonra arazimizde neler olabilir, neler olamaz onu araştırıyordum. Bu konuda tecrübeli, bilgili bir Türk uzmanla burada çalışma yaptık. Uzman, burası şaraplık üzüm yetiştirme imkânı olmayan bir yer dedi. Eyvah, niye dedim. İklim çok sıcak, toprak uygun değil, rüzgâr uygun değil hiç bu işe girmeyin dedi. Çok üzüldüm, şaşırdım. Hay Allah dedim ya! Biz halbuki burada bir bağ yapmak istiyoruz. Peki, Sicilya’ da sıcak, İtalya'da sıcak, Yunanistan da sıcak, İspanya'da sıcak. “Bunlar nasıl yapıyorlar şarabı?” Bu, kafamda bir soru işareti olarak kaldı. Onun üzerine, mademki bağ yapamıyoruz o zaman organik sebzeye devam edelim dedik.

Organik sebze yapabilmek için tabii fidelere ihtiyacımız var, köklere ihtiyacımız var. Bunun için araştırmaya girdim. İsrail kökenli bir fide şirketinden Avi Şamir ile karşılaştım. Avi Şamir ile oturduk konuştuk. Ne yapmak istiyorsunuz dedi. Dedim ki, valla biz burada bağ yapacaktık ama maalesef yapamıyormuşuz. Avi Şamir, bir dakika biz buna bakalım, bir toprak alayım mı, müsaade eder misiniz, dedi. Peki, dedim. Avi Şamir buraya geldi, toprağı aldı, çantasına koydu ve Ege Üniversitesi'ne gitti. Bana, son seksen yılın bu bölgedeki ısı, gündüz-gece ısılarını, rüzgârları, rutubeti günlük olarak verin dedi. Tabii Ege Üniversitesi'nden böyle bir bilgi çıkmadı. Alabildiğini aldı, sonra atladı Tel Aviv'e gitti. Tel Aviv'den bir ay sonra döndü. Geldiğinde dedi ki, şimdi iki tane bardak çıkarttır. Çıkarttık iki bardak. Senin toprağına benzer bir toprak. Daha sıcak bir iklimde yapılmış bir şarabı deneyeceğiz. Eğer bu şarap sence tamamsa, burada şarap yapabiliriz. Onun üzerine şarabı açtık. Tattık kırmızı şarabı, gayet güzel. Türkiye'deki güzel kırmızı şarapların seviyesinde hatta onlardan daha iyi olan bir şarap. Bu tamamdır dedim. Peki, o zaman müjde bizim bu araziye bağ kurabiliriz dedi. İşte bu başlangıçtan İsrailli uzmanlarla buraya bir bağ kurduk. Bağ kurarken sulamasını koyduk, tabii ki derin kuyu pompasını açtık. Sulama sistemlerini yerleştirdik damlama usulüyle. Toprağın eksik olan minerallerini desteklemek üzere de gıdasını verebilmek üzere bu damlama sisteminden yararlandık.

Ürettiğimiz üzümleri dönelim, verelim Türkiye'deki üreticilere şarap yapsınlar. Bu yaptıkları şarap bizim şarabımız olsun. Bir iki yere sordum. Biri biz yapamayız dedi, diğeri biz yaparız dedi. Ardından bu üzümleri verdik. Fakat sonradan anladık ki, bizim üzümler o kadar az miktarda ki, o tanklar arasında çalıştıramadıkları için buranın ürettiği sınırlı üzümü özel olarak şarap yapıp bana geri veremiyorlar. Buna da üzüldük tabii. Fakat bu arada da bağımız oldu.

Ne yapalım, ne edelim, o zaman biz kendi şaraphanemizi kuralım dedim. Ben bunu söyledikçe eşimin gülümsemesini hiç unutmuyorum. Eyvah gene başladık, girdik bir zincirin içine dedi ve haklı çıktı. Şaraphane kurmaya başladım. Şaraphane kurarken dedik ki, o zaman bunun en kalitelisi, en iyisi nerededir onu araştırdım. Hakikaten en son teknolojiyle üretilmiş tanklar olsun, hijyenik konveyörler olsun her şeyi kurduk ve buraya şaraphaneyi yerleştirdik. Türkiye'de bunları yapmak çok zor çünkü birçok bürokratik engel ve sınırlama var. Bütün bunların hepsini aştıktan sonra kurduk. Şimdi bağımızda kendi üzümümüzü işleyerek şarap üretiyoruz.

Günlük hayatta şarapla aranız nasıl? Ne kadar ve nasıl tüketiyorsunuz?

Ben özellikle kırmızı ve roze şarabı seviyorum. Yaz aylarında soğutulmuş güzel bir Provence tipi Fransız Roze şarabı tercih ediyorum. Günde birkaç kadeh seviyorum, abartmadan içiyorum.

Diğer aylarda ise tercihim kırmız şarap. Haftada herhalde iki- üç gün  ve sadece bir- iki kadeh olmak üzere şarap içiyorum. Değişik tat ve lezzetleri denemeyi seviyorum.

Şarap dışında ne tür hobileriniz var?

Ben denizleri çok seviyorum. Yelkenciyim ve denizciyim. İleri seviyede dalgıcım. 270’ten fazla dünyanın farklı yerlerinde dalışım var. Şu anda dalmıyorum artık ama Pasifik okyanusunu geçtim. Dalışlar yaptım. Denizlerin altındaki hayatı çok heyecan verici buluyorum. Eski milli basketbolcuyum. Yazarlığı hobi olarak yapıyorum. 3 kitabım oldu. Deneyimlerimi gençlerle paylaşmak için yazıyorum. Onlarla buluşup konuşmalar yapıyorum.

Bu işi severek, tutkuyla yapmak iyi şarap elde etmede ne kadar etkili? Bu işte başarılı olmanın olmazsa olmazları nelerdir?

Her işte olduğu gibi bir işi severek tutkuyla yapmak önemli. Bizde de her şey bir tutkuyla başladı. Başlangıçta bağ kurmak bir hobiydi. En kaliteli şaraplık üzümleri üretmek bir emeldi. Ancak gösterilen özen, özverili çalışma, kaliteye adanmışlıkla hayal gerçek oldu. İlk ürünü tattığımda çok ama çok büyük bir keyif aldım. Düşünün ki bir mısır tarlasını alıyorsunuz, bomboş. Orayı sürüp,  bağ yapıyorsunuz. İki üç sene bakıyor, suluyor, soğuktan koruyor, buduyorsunuz. Güneş yüzünden bazen üzerine tente geriyorsunuz. En sonunda bir yavru yetişiyor. Üzüm, sonra onu bir şölen halinde, yardımcı ailenizle birlikte elde topluyorsunuz ve bağ bozumu yapıyorsunuz. İtinayla işliyorsunuz, en sonunda bunu dinlendirip fıçılara alıyorsunuz. Bir sene dinlendiriyorsunuz ve tadıyorsunuz. Sonuçta sizin ürününüz ortaya çıkıyor. Bizim için olmazsa olmazlar kaliteden ödün vermemek, organik tarım, doğa doğadan aldığını doğaya vermek, sürdürülebilirlik.

Şarap üretimini sosyal sorumluluk projeleriyle de ilişkilendirip özellikle eğitime özel önem gösteriyorsunuz? Eğitime verilmesi gereken önem hakkında neler söylemek istersiniz?

Dediğiniz gibi eğitimi çok önemsiyorum. Akhisar’da eşimin adına bir kız meslek lisesi yaptırdık. Farklı eğitim kurumlarının kuruculuğunu yaptım ve yönetimlerinde yer alıyorum. Elimden geldiğince gençlerin iyi eğitim alıp kendilerini geliştirebilmeleri için burs imkanı sağlamaya çalışıyorum. Okulda tüm bu yaklaşımlarımızın bir parçası. 47 yıllık evliliğimiz boyunca eşim benden hiçbir şey istemedi. Bir gün Gülin, henüz hayattayken adının bir okula verilmesini istediğini söyledi. Ben de elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Sağ olsun dostlarım da destek oldu. Garanti Bankası çok büyük destek verdi. Serdar Bilgili fotoğraf atölyesini, Atilla Türkmen tekstil atölyesini kurmama yardım ettiler. Ortaya pırıl pırıl genç kızlarımızın okuduğu bir okul çıktı. Hazırlayıp, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışladık. Şu anda 1350 kızımız burada eğitim görüyor.

En son teknolojinin kullanıldığı lisede, kızlar hem ev eğitimi ve yönetimini öğreniyor hem de mesleki bilgiler ediniyorlar. Öğrenciler tüm gün boyunca bilgisayar laboratuarlarından, internetten de yararlanabiliyor. Bilgisayar, grafik tasarım, yabancı dil, tekstil, gıda ve ağırlama, el işleri ve pedogoji alanında eğitimin verildiği okul, ilk mezunlarını verdi bile. Milli Eğitim’e bağışlasak da hala tüm desteğimiz okul için. Çeşitli şirketlere konuşmalara okula bağış karşılığında gidiyorum.

Eşim de ben de zengin ailelerden gelmedik. Sıfırdan başlayıp bugünkü imkânlara kavuştuk. Bizim gibi imkânlarını geliştirenlerin, kazandığı paraları hayatının bir döneminde topluma ve ülkeye geri dönüşüm olarak ayırması gerektiğini düşünüyorum. Bu okul topluma, ülkemize karşı sorumluluğumuzdu, çok şükür yerine getirebildik. Akhisar’da kızlarımızın okuması ve meslek sahibi olup kendi ayakları üstünde durmaları toplumdaki sürdürülebilirlik, geleceğin annelerinin güçlü ve ayakları yere basan bireyleri olması için çok önemli. Umarım bu model gençlere de örnek olur… Eğitime bakış açım bugünün öğrencilerinin geleceğin liderleri olması. Benim için eğitimin önemini anlatan en kısa ve net cümle. Eğitimdeki kalite, çağın gerisinde kalmadan en gelişmiş yöntemlerle gençlerin öğrenimini sağlamak ve kalkınmada basamak atlamak için zorunlu.

Ülkemizde ise durum maalesef hiç iç açıcı değil. Ezbere dayalı gençleri analitik zeka gelişimi açısından ilerletmeyen yetersiz bir metod var. Bu alanda mutlaka kısa zamanda önemli atılımlar yapmamız lazım. Yurtdışındaki öğrencilere baktığımız zaman illa İngiltere Amerika değil Kore, Tayvan, Çin, Hindistan öğrencilerini en donanımlı eğitim kurumlarında en ileri yöntemlerle yetiştiriyorlar. Oradan yaratıcılık çıkıyor, buluşlar çıkıyor. Bizim daha gidecek çok yolumuz var. Fen bilimleri derslerinde dünya ölçeğinde geri kalmış gençler küresel anlamda buluşlara ulaşamazlar. Fen bilimleri eğitimini mutlaka daha ileriye götürmemiz gerekir. Bugünkü eğitim politikaları ile hem eğitimde hem de kalkınmada maalesef geride kalırız.

0 Yorum

Yorum Yap

249 kez okundu
  • Atiye Yeniyayla
  • 07-11-2022
  • GASTRONOMİ

Sizin İçin Önerilenler


BARUT HOTELS
İLETİŞİM